ŞİİRDİR GÖZYAŞI
  Mektuplar
 
gitmeyecek mektup
     Sessiz ve karanlık bir geceydi.Issızdı sokaklarım.Kimse yoktu ve kimseyi istemiyordum bu karanlığıma ve sessizliğime.Kimse sen değildi.Doldurmuyordu içimdeki o kocaman yanlızlığı.Ben istemistim hayatımdan çıkmanı ama şimdi isteğimin doldurduğu o eşsiz acıyı çekiyordum. PİŞMANLIĞIMI!!
Gel desem gelecektin ama korktum o kocaman sevginin içinde boğulmaktan.Evet gel desem gelecektin ama ben en kolayı seçtim yine herzamanki gibi ve git dedim..Sesiz sessiz , o rüzgarlı ve yağmurlu günde usulca kulağına fısıldadım.."GİT"
Camdan kocaman, herkesin kıskanarak baktığı o mükemmel kaleyi bir sözcükle yıktım işte.Ne oldu sonucunda iki kırık kalp bıraktım birbirimizin avuçlarına.Herkes gibi biz de en başında kırılmayacak sanmıştık şatomuzu ama şimdi binlerce insanın içinde avuçlarımızda yaralı kalplerimiz ve kırık cam parçaları ile kuru yaprak gibi sürükleniyoruz..
Şimdi sessiz ve karanlık gecede oturmuş bizi düşünüyorum.ne kadar zaman olmuştu.Günlerden neydi hangi yıldaydık bunu bile bilememek belki de bilmek istememekti benim yapmaya çalıştığım.Oysa şimdi ben yolun sonuna geldiğimizi farketmenin hüznünü yaşıyordum ve bunu senin de bildiğini bilmek öyle acıtıyordu ki yüreğimi.Kirpiklerimden dökülen kurşun gibi ağır damlalar bozuyordu gecenin sessizliğini.
Birden gecenin sessizliğini bozan acı bir siren işitiyordu kulaklarım.Daldığım o korkunç hayalden birden uyanıyordum. Ama acı olsa bile hayallerimde bile seninle olmak, sesini duymak, gözlerine bakmak mutlu ediyordu beni..Bitsin istiyordum o beynimde durmadan çınlayan siren sesi.Çünkü onu duydukça kavuşamıyordum sana. O ayrıldığımız gün geliyordu aklıma.Sana git dediğim ve senin de hayallerini yıktığım o lanet gün geliyordu aklıma.O soğuk ellerini gördüğüm ve kurtaramadığım gün geliyordu aklıma..Sustursunlar şu sirenleri.Dayanamıyorum artık yokluğuna..Benim yüzümden yitip gittiğini kabul edemiyordum bir türlü.Böyle olmamalıydı.Kopmamalıydık böyle birbirimizden.
Şimdi yavaş yavaş gün ağarmaya başladı işte.Yine her sabah olduğu gibi yatağımın kenarına bıraktığım o gülen yüzlü maskemi takacağım ve insanlardan o mutsuz gözlerimi saklamaya çalışacağım..
Kahraman bu sana yazdığım belki yüzüncü belki ikiyüzüncü mektubum olacak.Ama sevdiğim,kahramanım sen okuyamayacaksın bunları.Adresin olsa hemen yollardım bunları. Ama bildiğin tek şey var ne bunları gönderbileceğim bir adres ne de artık bunları okuyabilecek bir kahramanım yok artık..
Rahat uyu kahramanım.. Seni hala çok seviyorm ve unutma ben sözümü hep tutyorum ve artık gözlerimden inci tanelerini düşürmüyorum...
 
Yazar : badem
 
GEC KALAN MEKTUP
     Anneannecim,
Keske sana son kez <ÜLKÜs> deyip,sikica sarilip o pamuk yanaklarindan öpebilseydim,ama yapamiyorum.Sunu bilmeni istiyorum ki seni çok sevdim ve her zaman sevecegim...
Teyzemlerin evini su bastiginda,orta katta beraber yatiyorduk, hatirlar misin ton tonum...
Annemler döndügünde, ben seninle kalirdim istanbulda. Hatta o otobüs maceralarimizi hiç untmayacagim... Biriyle ayni evde bile kalamazken benimle ayni yatakta yattin sen... Okula ilk basladigimda her sabah saçimi örerdin, ve sana dükkan'in nasil yazildigini sormustum... Senden çok fazla sey ögrendim anneannecigim. Sen çok düsünceli ve kibar bir hanimefendiydin ama ben sen kadar olamiyorum ULKUsüm, çünkü sahtelikten nefret ediyorum. Bu kadar Seyin üstüne o sahte yüzler beni delirtiyor.anlIyor musun anneanne? KeSke burda olsaydin ve seni kuaföre götürmemi isteseydin yada markete... Keske bir kez daha penguenin beyaz dondurmasindan isteseydin... Keske son defa o çok tuzlu doritos cipsinden ve sosundan yeseydik afiyetle... Keske benden saçimi toplamami yada sandalyeyi öyle geriye sallandirmamami isteseydin.Bu kez içimden 'yapsam nolur?' demezdim... Keske anneanne ben yine o televizyonun yanindaki paralari göstersem zengin oldugunu ima ederek sende gene onlarin Yildiz Teyzeme ait olduGunu açIklamaya çalissaydin ama ben inat etseydim...
ne vardi ki seni birakip taa Istanbullara geldim? Iyi okullarda okuyunca noluyor sanki... Gene aynI yere, topraGin altina gitmiycez mi... Senden böyle ayrilmak istemezdim anneanne! InSallah annemleri de böyle hasretle kaybetmem! Allah'Im sen koru... anneannecim, gittiGin yerdeki Gezeklerde de benden ve benim baSarilarimdan bahset gururla olur mu... Huzur içinde yat ton tonum mekanin cennet olsun... Seni hiç unutmayacagim... ve çok özleyecegim!.....
_lavinia_
 
Yazar : lavinia...
 
Bengisu'ya Mektup I
     Ne zamanki yüreğimde bir deli tay gemi azıya alsa...
Ne zaman yağmur yüklü bulutlarla yarışsa gözlerim...
Ne zaman bir ürkek ceylan geçse düşlerimden... sen geliyorsun aklıma duru, berrak, engin ve yemyeşil gözlerinle sen...gelip oturuveriyorsun yüreğimin orta yerine...ne zaman aklıma gelsen, kırkindi yağmurları misali uzunca bir sağanak boşalıyor gözlerimden...
ve sana giden yollarda başlıyor bir tipi, başlıyor bir boran...
O ünlü halk türküsüne inat, yolun sonu görünmüyor, dağlar geçit vermiyor.. Lakin, gönül de ferman dinlemiyor.
Bir alkızı oluyorsun düşlerimde..
hani nenelerimizin soğuk ve karlı kış gecelerinde anlattığı masal kızı...Hani yakaladığında senin olan ve her türlü isteğini yerine getiren güzel peri kızı....Seni yakalamak için büyük çaba sarfediyorum ama, beyaz bir köpük gibi kayıveriyorsun avuçlarımdan... Ellerim boş kalıyor, gözlerim boş bakıyor, yüreğim boş...
Bir bebek oluyorsun sonra,
henüz emekleyen, eşyalara çarpa çarpa yürümeye çalışan, şirin ama afacan bir bebek... ve yürüyorsun beynimde, bedenimde, yüreğimde...
Sonra, deniz oluyorsun..
yemyeşil/masmavi bir deniz... nice fırtınalara gebe engin bir deniz...bense gözlerinin hapsinde, müebbed muhabbete mahkum bir kürek mahkumu
Yüreğim yüreğine prangalı, gönlüm gönlüne kilitli bir forsa..mahkum sevinir mi hiç? ama ben seviniyorum, çünkü senin mahkumunum, ne güzel mahkumiyet bu..
Ve sonra yağmur oluyorsun,
rüzgar oluyorsun, bahar oluyorsun, aşk oluyorsun, hayat oluyorsun, ama herşeyden önemlisi ben oluyorsun...hem de öyle bir ben ki, baştan aşağı sen....
a fikrimin ince gülü, a yirmidört ayarım, suna boylum, kalem kaşlım..
Yalan değil seni sevdiğim,
seni özlediğim yalan değil...
sensiz gecelere, öksüz hecelere, odamın duvarlarına sor...
dolunaya, ufuklara, başı karlı dağlara sor...
Bugün bunu bir kez daha anladım, anladıkça ağladım, ağladıkça anladım..
ömrümde ilk kez böylesine deli seni sevdim
ömrümde ilk kez böylesine deli seni özledim,
ömrümde ilk kez böylesine deli seni arzuladım
ve şimdi ömrümde ilk kez bir sigara yakıp dumanını ciğerlerime çekiyorum...
Gün doğdu gün batıyor kimin umurunda, kimin umurunda gece olmuş...
dinle bak ibrahim sadri okuyor...
" gözlerin gelip geçer gecelerimden"
 
Yazar : YİTİK SEVDALAR
 
seni hala unutamadım
     Sevgili Medine;
Zaman ne kadar çabuk geçiyormuş, seninle ne kadar mutluydum. Seni ilk gördüğümde, içimde bir şeyler kıpırdamış, heycanlanmıştım. Sesim titremişti, hatırlarsın.
Seni öyle çok seviyorum ki......
Seni nasıl özledim bir bilsen, insan kalpsiz yaşayabilir mi?
Aradan beş ay bile geçmedi ama, bir ömür gibi geldi. hasretine dayanılmıyor sevgilim özlüyorum seni.
Orman gibi yemyeşil gözlerine bakarken, titreyen dudaklarımı elimi tutarken yalnızlığımı unutmamı kendimi hissetmemi sana sarıldığımda bütün vücudumun diken diken oluşunu saçlarının kokusunu her seni seviyorum dediğinde elimin ayağımın birbirine dolaşmasını kulaklarımın yanmasını gözlerimin dolmasını özlüyorum.
ben seni seni sevenlerden daha çok seviyorum. haykırmak istiyorum bütün dünyaya seni seviyorum diye..... duysun istiyorum bütün dünya, öğrensinler istiyorum yaşamayı sevgiyi. ama nafile,bağırsamda çağırsamda sen duyamakdıktan sonra neye yarar?
Ah! beni bir duyabilsen !
Her an aklımdasın, gözlerimi kapayınca ilk seni görüyorum,sonra.......
Haykırıyorum seni seviyorum diye.... kimse duymuyor, bu yürekten gelen haykırışı bir ben duyuyorum. bütün vücudum titriyor, gözlerim kararıyor, göz yaşlarıma hakim olamıyorum,deli gibi ağlıyorum içten içe....

Her güle bakışımda seni görüyorum, canlanıveriyorsun gözlerimde. sensiz yaşamak hayalsiz olmak gibi, senden ayrı olmak bedensiz yaşamak gibi ........
rüyasız uyku sensiz olmak... özledim seni ....çok özledim
bazen sırama oturup dalıyorum, seninle, çiçeklerin arasında , çiçekleri dahi kıskandıran güzelliğinle alımlı yürüyüşünle ipek gibi saçlarınla o yemteşil gözlerinle bir çocuk kadar masum tavrınla geçen o güzel günleri hayalimde tekrar yaşamaya çalışıyorum. ama nereye kadar sen yanımda olmayınca. her gece yatağıma seni görme umuduyla giriyorum, ina unutmak istiyorum ama olmuyor bir tanem, unutamıyorum, unutamıyorum.
Ara sıra gizlice ağlıyorum, yutkunamıyorum. " sevenler ağlar" derdi dedem . Gördüm ki sen sen beni bırakalı az bir zaman olmadı ama beni hala ağlatıyorsun bir tanem .
hoşça kal
hoşça kal sevgilim
 
Yazar : vedat altınoluk
 
 
 
bilinmeyene mektup...
     Son günlerde tuhaf duygular içersindeyim. Tuhaf diyorum çünkü bunun ismini koyamadım bir türlü. İyi bir şey mi yoksa kötü mü, onu bile anlayamıyorum. Aklım sürekli başka bir şeylerde sanki. Ne yapsam tam olarak yapamıyorum, yada yapıyorum ama yaptığımın farkına bile varamıyorum. Bir yere gitsem, orada olamıyorum bir türlü, sanki bir parçam başka bir yerde… Biriyle konuşsam ne onu tam olarak dinleyebiliyorum, ne de söylemek istediklerimi ona anlatabiliyorum… Ders çalışayım desem zaten imkansız. Ne okuduğumu anlayabiliyorum, ne de anladığımı yazıya aktarabiliyorum… Zaten ilk başta gözlerim izin vermiyor ders çalışmama. Sanki sürekli başka bir yere bakıyorlar. Biliyorum aslında neye baktıklarını, onu görüyorlar sürekli, ona bakıyorlar. Gitmiyor bir türlü gözlerimin önünden. Ona bakmadıkları zamanlarda da zaten telefonda oluyor gözlerim. Ha aradı ha arayacak diye akşama kadar önümden ayıramıyorum telefonumu.”mesaj alındı” yazsa ekranında, açılıncaya kadar yaşayamayacağımı sanıyorum. Her beş dakikada bir elimi telefona atıp aramaya karar veriyorum ama daha numarasını tuşlamadan vazgeçiyorum bu düşünceden. Kim bilir günde kaç kez yazıp yazıp siliyorum yollayamadığım mesajlarımı.

Ama nafile… Ne kadar görürse gözlerim onu, hep hayaliyle yetinmek zorunda kalacaklar. Hiçbir zaman onu görmeyecekler gerçekten. Ömrüm boyunca telefonda olsa da gözlerim, biliyorum, hiçbir zaman aramayacak. Biliyorum, açılan hiçbir mesaj ondan olmayacak. Belki bir gün dayanamayıp mesaj atacağım. Ama bunun bana hiçbir yararı olmayacak. Bu kez de acaba cevap gelecek mi diye odaklanacak gözlerim telefonuma, yada arayacak mı mesajımı okuyunca… Ama… Belki daha da dayanamayıp arayacağım. Ama ne diyeceğim ki telefonu açtığında, aslında ona söyleyecek çok fazla bir şeyim olmayacak. Belki de tek kelime konuşmadan kapatacağım telefonu. Belki sadece iyi olduğunu öğrenmiş olmak beni mutlu edecek, yaşadığını öğrendiğim için sevineceğim. Ama hemen arkasından, yaşadığı halde, iyi olduğu halde beni aramadığı için üzüleceğim. Belki de sırf bu yüzden nefret edeceğim ondan. Belki bir yanım bahaneler uyduracak aramamış olması için. Ama diğer yanım, gerçekçi yanım, ne olursa olsun sonuçta aramadığını, bunların birer bahane olduğunu hatırlatacak bana. Beni hiç düşünmediğini, hatta belki de beni unuttuğunu haykıracak acımasızca. Ben hangisine inanacağım acaba? Beni avutan, duymak istediklerimi fısıldayan sese mi, yoksa gerçekleri söylediği halde bir türlü imkan veremediğim sese mi?

Belki de bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim, hiçbir zaman olmayacak bunlar. Belki ben abartıyorum duygularımı… Zaten daha az önce aramadı mı? Ama benim istediğim değildi ki bu! Evet, belki araması için her şeyi yapardım. Ama, o ararken benim gibi düşünmeyince, onunla konuşmak istediklerimi konuşamayınca,ona söyleyemedikten sonra yaşadıklarımı yada istediklerimi duymak yerine ağzından ‘üfff, çok yoruldum bugün!’ kelimelerini işitiyorsam ne anlamı var ki aramasının…

Aslında çok da istemiyorum aramasını. Sadece bir alışkanlık mı bu, yoksa bir ihtiyaç mı anlayamıyorum. Arasa, duymak istediklerimi bile söylese sevinemiyorum ki. Bütün bunları hissedemiyorum ki o zaman…

Ama bütün bunlara rağmen yapmadım mı sanki? Çağırdığında koşarak, her şeyi hiçe sayıp gitmedim mi yanına? Sırf sesini duymak için aramadım mı, hatta sırf uzaktan da olsa görebilmek için onu, gitmedim mi iş yerine, hiçbir zaman cevap yazmadığı halde mesajlar yollamadım mı? Ama neden bütün bunlara rağmen yanındayken mutlu olduğumu düşünemiyorum. Onun yanında mutlu değilim belki ama onsuzken mutsuzum galiba.

Evet, sizce ne bu yaşadıklarım? İnsan, birini yanında istediği halde onun yanındayken mutlu olamıyorsa, aramasını istediği halde, telefonunda, ne diye kaydedeceğini bir türlü bilemediği ama ezbere bildiği numarası gözüktüğünde telefonu açmak gelmiyorsa içinden, insan birini özlediği halde özleyemiyorsa, nedir yaşadığı?

Sizce bu aşk mıdır…?
 
Yazar : eg
 
Babam'a Mektup...
     Seni her zaman ve yer yerde, sonuna kadar seveceğim...

Yalnız bilmediğin şeyler de var hayatımda sevgili babacığım. Beni yargıladığın, çoğu zaman yalnız kalmama neden olduğun, yoksul büyüttüğün ve çoğu zaman incittiğin için sana kızmıyorum. Senden bu zaman kadar istediğim ve şu an da senden istediğim tek şey var; beni ben olduğum için sev ve beni başkalarında arama. Beni kendi içimde ara. Kişiliğimdeki hazineleri bul. Ve benimle öğün. Çünkü hep sana layık olmaya çalıştım.

Sen daima başkalarının çocukalrının edepli, zengin, iyi yerlere gelmiş ve yaptıkları şeylerden bahsediyorsun. Ama bilmediğin şeyler de var.

Sana layık olmak için elimden geleni daima yaptım. Onlara göre çok daha zenginim. Çünkü dünyanın sahte zenginlikleriyle değil, kalbimin ve güzelliklerin zenginlikleriyle yoğruldum. Sen farkına varmadın.

Seni senden başka kimseyle paylaşmadım, seni kimseye vermedim, seni hiç aldatmadım.

Benim birini sevmem zoruna gitti çoğu zaman. Belki onların bana zarar vermesinden korktun, belki de beni kıskandın. Ama beni kimseden kıskanmana gerek yoktu. Çünkü ben de, kalbim de sana aitiz.

Yaratılmışlığın sırlarını kazanmamın seni mutlu etmesini isterdim. Çünkü bir çok aile çocuklarının benim sahip olduğum hazineden yoksun. Evet ben diğerlerine göre çok farklıyım. Bunu yaşamışlığım üzerindeki etkenlerde değil, tanrının bana doğuştan vermiş olduklarında aramalısın. Ve beni her yargıladığında aslında tanrıyı yargılıyorsun unutma.

Milyonlarca kişi, sahip oldukları paranın yanında ve zenginliklerinin yanında benim mutluluğumu kıskanıyorlar. Çünkü her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilen bir çocuğun var.

Tanrı insanları eşit yaratmadı. Hiç bir şeyi de birbiriyle eşit yaratmadı ve buı da kausu oluşturdu. Ama unutma mutsuzluk olmasaydı mutluluğun hiç bir değeri kalmazdı.

Ben kötü değilim. Kötü yaratılmadım ve olmadım da.

Sen bana elinden geleni vermeye çalıştın.

Ben senden bana vermek istediklerinin tümünü aldım meraklanma. Ve şu an bunları uygulamasam biğle ileride ihtiyacım olduğunda kullanacağımı bilmeni istiyorum...

Seni Çok Sevdiğimi de bunun yanısıra bil.

Kucak Dolusu Sevgilerle Rûya'n...
 
Yazar : Rûya Deniz DEMİR
 
aşk mektupları
     Rasim, bir aksam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, su satırlar yazılıydı:

"Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin kariniz olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size tanıtmayacağım. Mektuplarınızı ..... adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir beybabam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüşebiliriz. Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nisanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canim sıkılıyor. Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır."

On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir şey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüreğine bir ateş düştü. Tanımadığı bu kızı deli gibi sevmeye başladı. O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasına çekilerek kendisini seven bu genç kıza uzun bir mektup yazdı. Mektubu posta kutusuna attığı zaman birdenbire on yas büyümüş gibi gurur duyuyordu.

İsminin Bedia olduğunu söyleyen bu genç kız, Rasim'in mektuplarına düzenli olarak cevap veriyor, eğer bir iki gün geciktirecek olursa kıyametleri koparıyordu.

"Sizi ne kadar sevdiğini ve sizin mektuplarınızdan başka tesellisi olmadığını söyleyen bir zavallı kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru olur mu? Hem mektuplarınızı çok kısa yazıyorsunuz. Bir rica daha: mektuplarınızı biraz okunaklı yazıyla yazamaz misiniz?"

Genç okullu, akşamları erkenden odasına kapanıyor, sevgilisine kendini beğendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yazıyordu.

Bedia ayni zamanda meraklı bir kızdı. Bazen söyle sorular sorduğu da oluyordu:

"Evlendigimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya'ya mi gidelim, İsveç'e mi? Bu iki memleket acaba nasıldır? Halkı nasıl yasar ne iş görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?" Yahut da "Sen Abdülhak Hamit Bey'in Esber'ini okudun mu? Nerelerini en çok beğendiysen yaz da ben de okuyayım...
" Genç okullu, nişanlısına karşı küçük düşmemek için, coğrafya ve edebiyat kitapları karıştırıyor, onun istediği bilgiyi toplamak için günlerce çırpınıyordu.

Bedia bir mektubunda ona söyle darıldı: "Sizinle muhakkak görüşmeye karar vermiştim. Dün okul dönüşünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunuzu hatırlamamış, çok fena giyinmiştiniz. Üstünüz başınız, ayakkabınız çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşlarınızla mı boğuştunuz acaba? Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim."

Rasim fena halde utandı ve üzüldü. O günden sonra olağanüstü dikkat ve özenle giyinmeye başladı. Bedia bir kere de onun okuldan çıkar çıkmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolaşmasından şikayet etmişti. Acaba kendisi evde onun için ağlarken, o, başka kızların pesinde mi geziyordu?

Rasim dünyada Bedia'sindan başka hiçbir kızı sevemeyeceğini yeminlerle yazdı ve sokakta dolaşmaya, tesadüf ettiği kızlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu. Bir aksam, Rasim'in annesi Nedime Hanim kocası Ahmet Beyi matemli bir çehre ile karşıladı, ağlamaklı bir tavırla:

"Ah Bey,başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Bedia isminde bir kız musallat olmuş. Bugün Rasim'in odasını düzeltirken mektuplarını buldum. Evladımız elden gidiyor. Bir çare bul."

Ahmet Bey'de hiçbir meraklanma işareti görünmüyor, tersine kıs kıs gülüyordu. Sesini alçaltarak:

"Korkma Hanim," dedi, "oğlana aşk mektuplarını yazan kız benim! Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün gayretimize rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk. Nihayet düşüne düşüne bu çareyi buldum.

Rasim'in kıza yazdığı mektuplar sayesinde yeni yazıyı mutlaka öğreneceğinden ve bu sene sınıfı geçeceğinden eminim. Doğrusunu istersen, ben de eski yazıyı bir zamanlar sana mektup yaza yaza öğrenmiştim."

karya...
 
Yazar :
 
ANNEME MEKTUP:

Senden birşey isteyebilir miyim anne?
Biliyorum.Çokşey istiyorum.Belki de çok mızmızım.
Ama ben artık sıkıldım anne...Artık uykum geldi.Oynamak istemiyorum bu oyunu daha fazla.
Korkuyorum artık anne...Bu koca koca binalar beni korkutuyor.
Her sabah kahvaltımı yaparken izlediğim savaş haberleri beni korkutuyor.
Arabalardan korkuyorum anne...Kamyonlardan,otobüslerden....
Korna sesleri,motor gürültüleri beni korkutuyor.Çıkardıkları dumanlar boğazımı yakıyor.
Gözlerimi kapatıp kulaklarımı tıkamak istiyorum anne.Duymamak,görmemek,düşünmemek istiyorum.
Tüm bu kalabalığın koşuşturması beni telaşlandırıyor anne.
Hepsinin gözleri donuklaşmış...Hepsi bomboş.Kendimi çok yalnız hissediyorum.
Bundan sonra karanlık,gri sokaklarda yürümek istemiyorum anne...
Acele etmekten bıktım artık.Kol saatimi kırsam bana kızar mısın?
Hep birilerini ve gelecek olan bir zamanı beklemek beni daha fazla heyecanlandırmıyor.
Herşey çok hızlı anne...Ben günümü doya doya yaşamak istiyorum.
Güneşin doğuşunu,ağaçların arasındaki sabah sisini ve çiçeklerin yeşil yapraklarındaki bembeyaz şebnemleri görmek istiyorum....
İnsanların bağırıp çağırmaları,suratlarını asmaları beni ürkütüyor anne.
Sen beni kötülüklerden koruyabilir misin? Kendimi çok güçsüz hissediyorum.
Ben uyuyana kadar yanımda kalır mısın anne? Elimi tutar mısın?
Hayır hayır...Vazgeçtim.Beni uyuduktan sonra da bırakma anne...
Başımı göğsüne yaslayıp güneşli bir güne uyanmak istiyorum.
Masmavi bir gökyüzünde uçan kuşları izlemek,yemyeşil tepelerde uçurtma uçurmak istiyorum.
Sıcak bir günün akşamının o tatlı turunculuğunu izlemek istiyorum anne...
Sonra Çobanyıldızı’nın bana o ilk gözkırpışını görmek istiyorum.
Ve geceyi de yaşamak istiyorum anne...
Yıldızların altında,denizin kıyısına oturup yalnız başıma dalgaları dinlemek istiyorum.
Aydede’nin doğuşunu görmek istiyorum anne.Önce onun büyülü halesine bakmak, sonra da ağlamak istiyorum.
Ve mehtabına dalıp,saatlerce öyle kalmak.....
Artık koşuşturmaktan sıkıldım.
Ben, yemyeşil ormanın ortasındaki şirin evimde şöminenin başında oturmak istiyorum...
Ben; huzurlu ve dingin bir yaşam istiyorum...
Ama bu imkansız...Öyle değil mi anne?...


ShadoW
31.05.2002
aşkın ömrü evde uzar!....
     Merhaba Ayşegül;
Umarım sende çok iyisindir. Şöyle bir değiş vardır bilir misin? “Aşkın ömrü evde uzar” diye. Ben orada iken benden kaçıyordun belki söylemekten korkuyordun bilemiyorum ama tahmin edebiliyorum. Bana bu kadar büyük sevgiyi ne zaman hissetmeye başladın?
Ayşegül umarım tüm dileklerin gerçekleşir ama öncelikle çalışmalısın çalışmalısın çalışmalısın bende bu sene oturup çalışacağım kötü olan derslerimi düzelteceğim ben bu yaz çalıştım daha önceleride çalışmıştım ama böyle değil. Bu yaz bulaşıkçılık, hamallık, garsonluk, servis elemanlığı, bilgisayar kayıt(masa başı iş), temizlikçilik, sekreterlik vs.. gibi işler yaptım tecrübe kazanmak, para kazanmak, ve okumanın değerini anlamak için sen sen ol sakın evliliği, aşkı veya sevdiğin adamı kendin için garanti olarak görme görenlerle de fazla içli dışlı olma birlikte olduğun adamı ekonomik özgürlüğün görme aslında ben sana bunları yazarken kendimi anlatıyorum umarım anlıyorsundur. Seni kızdırmıyorum ya belki anlayamadığın için neyse orası seni ilgilendiriyor aşkım. Ama biliyorum ki sen gayretlesin ve üniversiteyi kazanıp yada kpss ‘yi yada bir işe girdiğinde eğer birlikteliğimiz hala devam ediyorsa seninle daha iyi anlaşacağız. Çünkü benim yaşadıklarımı ancak o zaman yaşayacaksın şu anda senin çektiğin sıkıntıları anlıyorum ve yaptığın aptallıkları da tahmin edebiliyorum bunların çok azını bende yaptım bazılarının hepsini yapanları gördüm ve görüyorum. Selvi evlendi ama sen farklısın biliyorsun selvi’yi de severim Selvi kendini kurtardı umarım ona değer veren bir eşi vardır ve mutlu olarak bu dünyayı terk eder. Kısaca beni anlamana imkan yok çünkü bu benim yaşadıklarımı görmeni, duymanı hatta yaşamanı gerektiriyor. Hiç haraç kestin mi? Ben kestim bunları marifet olsun diye anlatmıyorum emlak işinde çalışırken mafyayla birlikteydim ve çok haraç kestim inan bana filmlerdeki gibi ama her an silahın ucunda birisi gelip tarayabilir korkusu pek iyi değil. Neyse canım daha çooook öğrenecek var seninde benimde…
Umarım senin ve oradaki can dostum dediğin kişilerin emekleri boşa çıkmaz. Çağrı konusunda bana taş atman güzel çekinmiyorsun istesem şu anda seni deli gibi yaparım kelimelirimle sana ok gibi girerim bir sevgili gibi değil de ama ben bir insanım ve sende öylesin? Aksini iddia etmezsin sanırım. Senin her çağrına karşılık vermemi beklemeni anlarım beni seviyorsun bende seni seviyorum belki sana inanması zor geliyordur. Ben çalışıyorum zırt bir çağrı işimi bırakamam ben değerlerine sahip çıkan bir adamım bu değerlerden biride sensin. Ve pek sevmiyorum ama bana bırakman hoşuma gidiyor yalan değil ben kendi isteğimle yaparsam senin için daha büyük bir anlamı olmalı sana sevgilim dedim isteyerek göz boyamak için değil senin hoşuna gitmiş doğru değimli? Eğer o çalışma azmini gösterirsen bir gün ve İzmir’i kazanırsan seninle aynı evde kalırız çalışırız ve okuruz o zaman ben seni tanırım sende beni tanırsın evet akrabayız ama ilişki yaşamamız senin bulunduğun ortamda ve benim bulunduğum ortamda olmasa da akrabalarım tarafından ters karşılanacağı için gizli tutuyorum insanları gereksiz yere karşıma alıp savaşmak yerine bir gün işimin başıma geçince dimdik karşılarında durarak biz beraberiz beklide evleneceğiz diyebilmeliyim ve onlarda buna saygı gösterecekler. Senin yaşlarındaki insanlar gösterişi severler her anlamda bak bu benim sevgilim gibi aptalca işlere kalkışırlar sen akıllı bir kadın olacaksın ileride ve bun yanlışı yaptığında bizim bir daha bir araya gelmeyeceğimizi de biliyorsun yani ben böyle davranan birisine dönüp yüzüne bakmam bunları sana karşı bir protesto olarak alma tehditte değil gerçi beni anlayacak kadar olgunsun hayatım.
Şu resim konusuna gelelim ben bana gerçekten resimde nasıl olduğunu sorduğunu sandım bende yazacaktım bu mektupta saçlarını şöyle yap diye vs gibi önerilerde bulunacaktım ama sen laf olsun diye bir gereksiz bir kelime kullandığın için bundan senin her cümleni pek ciddiye almayacağım aşkım dalga geçilmeyi severim ama bu terbiyesizliğe giriyor gibime geliyor. Düşüncelerime saygı duymuyorsan neden benim fikirlerimi almak için beni oyalıyorsun ki benim kimse tarafından onurlandırılmama gerek yok hele böyle bir konuda neyse senden ricam bana laf olsun diye bir şey deme bazen bu hatayı bende yapıyorum ama en aza indirmek için çaba gösteriyorum madem bir ilişki yaşıyoruz eğer sen evcilik oynamıyorsan çünkü yetişkin insanlarız. Tabi senin mektubunda bunların cevaplarını merak ediyorum senin tarafından ne düşünülerek söylendiğini ancak sen bile bilirsin bende tahmin edebilirim. Lütfen savunma olmasın yazında açık ol aptalca duruma düşerim desende açık ol ben senin sevgilinim birbirimizin hatalarını düzelteceğiz şu anda bu mektup sana soğuk duş etkisi yapacaktır eğer yanında olsaydım bunları saçını okşarken, memelerini sıvazlarken söyleseydim böyle bir anlam ifade etmezdi hatta çok hoşuna giderdi. Bir gün seninle böyle şeylerde yapacağız. Daha çok zamanı var. Seni hazırlamam gerekiyor sen daha pembe renkli gözlükleri çıkarmamışsın her şeyi lisedeki felsefe dersleri gibi sanıyorsun bende öyle idim. Ama değişiyor insan. Sana yazdığım maili anlayamamışsın büyük ihtimalle bu mektuptada anlam yönünden koca boşluklar olacak senin açından ama sen istersen doldurursun bunları. Ayrıca seni aldığın kompozisyon derecesinden dolayı tebrik ederim. Daha çok medeni cesaretinden dolayı “BRAVO”
Okul 30 eylül’de açılıyor. Okuduğum kitaplar: 1)dinle küçük adam – wilhelm reich,2)madam bovary – gustave flaubert 3) ilk üç dakika – steven weinberg peki sen neler okuyorsun?
Sevdiğin bir tüt var mı? Ben klasik müzik severim Beethoven, Wagner vs.. gibi kıraç’ı sevmiyorum genelde ben bir müzik adamını yada kadınını dinlerken melodilere varsa sözlere ve adama bakarım atıyorum eminem’i sevmem sadece müziği güzel sözler beş para etmez kendiside öyle kıraçı sevmiyorum insanlar seçi olmaz ise bilinçli olmaz ise köleden bir farkın olmaz yarın bir başkasını radyoda çalarlar tv’de oynatırlar sende onu mecburen seversin çünkü nereye dönsen o vardır içine işlemiştir. Anlıyor musun? beni acaba bu mektubun da anlamadığını yazınca endişe duyuyorum bu kadar harcadığım vakit boşa gidecek diye eğer bu sefer aynı şey olursa artık sadece seni mutlu etmek için yazacağım anlamadığını sorarak anlaşılır kılabilirsin anlamamak bir bahane değil sana işte
Jsokak ağzından bir örnek “harbici harbici konuşuyoruz şurda bilader!!!!” böyle yani aşkım.
Bütün sorularına cevap yazmıyorsam tüh bana hiç sevmediğim seydir benimde ama bundan sonra sende hatırlat yazmadıklarımı tekrar tekrar sor bende daha dikkatli olacağım. Beraber keşfedeceğim şeylerin bir kısmını başta değindim ama bunları sende gayet iyi biliyorsun ama benden duymak isteyebilirsin seninle yatağı tanıyacağız seninle senin ve benim vucudumun sırlarını çözeceğiz, seninle insanları tanıyacağız seninle zevkleri tadacağız seninle acıları keşfedeceğiz, seninle öpüşürken o hazzı hissedeceğiz, dokunuşlarımızdaki sevgiyi anlayacağız kavrayacağız, sen beni bende seni keşif edeceğiz.seninle romantizmi, sadizmi, mazoşizmi keşfedeceğiz bunlar şaka…
Arkadaşlarım hepsi çok iyidir hepsi mükemmel değildir bildiğin insanlar benim dostlarım var senin gibi ama onlar can dostum olacak kadar değiller belki bir gün sen olabilirsin ben de senin gibi ve dünya üzerindeki çoğu insan gibi güvenmekte zorluk çekiyorum ama hiç kimseye ben sana çok güveniyorum beni incitme demiyorum ama Ayşegül sen diyorsun neden seni inciteceğimi düşünüyorsun eğer burada olsaydın sana göstereceğim ilgiden belki sende sıkılırdın ben hizmet etmeyi severim seni ellerimle doyururdum tabi ben hizmet almaktan hoşlanırım ama karşılığı olmayabilir ben seviyorum benim için bu önemli şimdilik ileride daha da derinleşince ilişkimiz sende benim sana yakınlığımı dayanılmazlığımızı anlayacaksın ve birbirimize çok bağlı olacağız. Bu arada dont for me! Diye yazmışsın bu benim için değil demek bu anlama geldiğini bilerek yazdıysan beni sevmiyorsun sadece dalga geçiyorsun diye düşüneceğim eğer bilmiyorsan dont forget me! Beni unutma demek.
Duygularını ifadedeki zorluk bende de var ama ben senin açık olmanı istiyorum benden daha açık tabi benimki bencillik olabilir ama çekinmek için bir gerekçe yok ben sana nasıl açığım seninle her şeyi paylaşıyorum günün birinde mektubun birinde fantezilerimi yazarım sana bunlar senin için ayıp mı? Sevgilimle paylaşmam sevgilimin benimle paylaşması normal yoksa senin yerine yoldaki başka bir kadınla mı paylaşayım bu daha mı iyi böyle düşünerek her şeyi paylaşmamız gerektiğini anla çekinmenin gereksiz olduğunu da...
Seni seviyorum Ayşegül
 
Yazar : Mehmet YAŞAR
 
 
 
  Bugün 1 ziyaretçi (31 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
En güzel şiirde nefret yoktur,kavga yoktur,kin yoktur;sadece sevgi vardır.